Uyku ve Şiddet

Bayan A, bir pazar sabahı erken saatlerde nefes almada zorluk çekerek uyandı. Gözlerini açtığında kocasını üzerinde gördü. Kocası, elinde ucu düğümlenmiş ve halka yapılmış bir tişörtle kendisini boğmaya çalışıyordu. Mücadele ederek güçlükle kocasının elinden kurtuldu. O sırada Bay A, karısının bağırmalarını duyarak yataktan fırladı ve ne olduğunu sordu. Karısı bağırarak ve ağlayarak odadan dışarı çıktı ve polisi arayarak durumu haber verdi. Bay A, uyku sersemi olanları anlamaya çalışırken polisler eve gelerek Bay A’yı tutukladılar.Bay A, ifadesinde kötü bir rüya gördüğünü ve karısına saldıran adamlardan onu kurtarmaya çalışırken bir anda uyandığını söylediyse de avukatı aracılığı ile mahkeme tarafından bir uyku merkezine sevkedilinceye kadar geçen süreçte, bu olayın bir uyku bozukluğu sonucu ortaya çıkabileceği olasılığını hiç kimse hatta karısı bile düşünmemişti. Bu şiddet eylemi yabancı bir gazete haberinden alıntı olup, “REM uykusu davranış bozukluğu” olan bir hasta tarafından gerçekleştirildiği düşünülmüştür. REM uykusu davranış bozukluğu (RDB), Alzheimer ve Parkinson hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklarla sıklıkla birlikte görülmesi ve oldukça değişik klinik tablolarla karşımıza çıkması nedeniyle son yıllarda oldukça popüler bir uyku bozukluğudur. Aslında uykuya ait fonksiyonlar tam olarak bilinmediği için hemen hemen tüm uyku bozuklukları tanı ve tedavi açısından hekimleri zorlayan problemlerdendir. REM uykusu davranış bozukluğu ile birlikte yaşamaksa uyku bozukluları içerisinde en zorlarından biridir. REM uykusu, toplam uyku süresinin %20-25’ini oluşturan, kendine has özellikleri olan bir uyku dönemidir. Bu dönem içerisinde beyin aktivitesi uyanıklık dönemi kadar aktif tir, kas aktivitesi ise uyanıklıktakinin aksine atoni denilebilecek düzeyde düşüktür. RDB’de rüya dönemi olarak bildiğimiz REM uykusu sırasında kas aktivitesi olması gerekli düzeyde atoniye ulaşamaz. Kişiler kas aktiviteleri düşük seviyede olmadığından rüyalarında yaşadıkları olayları harekete dönüştürürler ve uyku içerisindeki problemli davranışlar bu şekilde kendini göstermeye başlar. RDB, sıklığı ve şiddeti zaman içinde artan kronik progresif bir uyku bozukluğudur1. Her ne kadar kol ve bacaklarda ortaya çıkan düzensiz sıçramalar her gece görülse de gece hareketlenme ile karakterize olaylar genellikle haftada 1 kez, bazen 2 haftada bir, bazen de üst üste 10 gece veya gecede 4 kez görülebilir1,2. Hastanın öyküsünün alınması ve gece uyku tetkiki sırasında saptanan rüyayla ilişkili davranışlar; konuşma, gülme, bağırma, küfretme, amaçsız el kol hareketleri, uzanma, zorla çekiştirme, kol sallama, tokat atma, yumruklama, tekme atma, oturma, yataktan zıplama, yataktan düşme, emekleme, koşma şeklinde bildirilmiştir1,2. RDB’deki konuşma; kısa ve karmaşık konuşmadan, uzun iyi telaffuzun kullanıldığı konuşmaya kadar değişmektedir1. Yürüme, özellikle odayı terk etme oldukça nadirdir2. Kişinin yabancı insanlar veya garip hayvanlar tarafından kovalandığı, saldırıldığı ve mücadele edildiği gibi hoş olmayan, eylem ve şiddet içeren rüyaların canlandırılması söz konusudur2. RDB epizodu sırasında gözler sıklıkla kapalıdır, kişi o sırada içinde bulunduğu çevreye göre değil, rüyasındaki çevreye ve eyleme göre davranır ve bu eylemler de şiddet içerikli olduğundan RDB’de yaralanma oranı yüksektir1,2. Hastayı nadiren bu davranışlar uyandırır ve uyku bölünmesi yaratır. Hastalar sıklıkla yatak arkadaşlarının bağırmasına uyanırlar1. Uykudan uyanıklığa geçiş ve ortama adaptasyon genellikle hızlıdır ve rüya genellikle tam olarak hatırlanır1,2. Rüyaların yaşama geçirilmesi RDB’nin temel özelliği olmakla birlikte bu tür davranışlar başka hastalıkların seyri sırasında da karşımıza çıkabilmektedir. Tedavi edilmemiş obstrüktif uyku-apne sendromu, yetişkinlerde görülen uyku terörü ve uykuda yürüme, posttravmatik stres bozukluğu alkol aşırı kullanımı ya da kesilmesi sırasında ve zolpidem, aripiprazol, venlafaksin, ketiapin, sitalopram, klorpromazin, tiyiridazin, bupropion gibi psikiyatride kullanılan bazı ilaçların etkisiyle de RDB benzeri tablolar görebilmektedir3,4. Kırkdört yaşındaki bir erkek hastada, yoğun stres altında olduğu bir dönemde uykuda dolaşma başlar. Yapılan görüşmeler sonrası hatalı olarak epilepsi ve stres ile ilişkili psikoz tanıları konularak “ Tiyoridazin” başlanır. Hastanın uykudaki dolaşmaları sıklaşır ve bir gece karısını boğmaya çalışırken çocukları tarafından kontrol altına alınır4. Nedendir bilinmez ancak uykuda ortaya çıkan hem somnonbulistik olgularda hem de RDB’si olan olgularda yatak arkaşına sevgi gösteren olgu bildirimi bulunmamaktadır. Bildirilen 2-3 seksomni – uykuda yürüme ile birlikte görülen cinsel taciz parosomnileri- olgusunda da olaylar yatak arkaşına yönelik olmamıştır. 1978’de de bildirilen başka bir olgu şizofreni tanılı 44 yaşında bir kadın hasta. On dört yaşlarında bir kez uykuda yürüme şikayeti olan hastanın yapılan uyku tetkikinde yüzeyel non-REM döneminde ortaya çıkan bir episod tespit edilmiş. Aynı dönemde psikoz tablosu da ortaya çıkan hastanın psikotik bulguları ortadan kalktıktan sonra haftada 2 ile 4 kez ortaya çıkan uykuda yürüme atakları oluyormuş. Hasta 44 yaşına kadar zaman zaman antipsikotik ilaç kullanmakla birlikte düzenli bir ilaç kullanımı hiç olmamış. Son doktor kontrolünde kendisine tiyoridazin başlanmış. Bir gece 100mg tiyaridazin ile birlikte alkol kullanan hasta gece uyanarak kızının odasına girmiş ve kızını yastıkla boğarak öldürmüş4. Uykuda ortaya çıkan böyle şiddet olayları ile birlikte psikiyatrik hastalıklar ve ilaç kullanımı da devreye girince olayların boyutları oldukça karmaşık hale gelmektedir. Bu olgular içindeki en yaygın bilineni Parks vakası olarak bilinen somnanbulizmle ilişkili olduğu olarak bildirilen ve somnanbulistik olduğu ,akli yetkin suç işlemediği yönünde savunması yapılarak suçsuz bulunan bir olgudan bahsetmeden geçmek uykuda ortaya çıkan şiddet olaylarının boyutlarını bilmek açısından doğru olmayacaktır. Mr Parks bir gece yatağından kalkarak arabasının anahtarını alıp evinin kapısından dışarı çıkmış. Ardından arabasına binerek 23 kilometre yol katetmiş ve kayınvalidesinin evine ulaşmış. Arabasından inerek kayınvalidesinin evine gitmiş, kayınvalidesini öldürmüş, kayınpederini ise ağır yaralamıştır5. Bu olgu hala uyku literatüründe parasomni açısından tartışılan ve bu kadarı da olmaz denilen bir vakadır. Gerek somnanbulizm nedeniyle ortaya çıkan şiddet olguları, gerekse REM uykusu davranış bozukluğu sırasındaki şiddet içeren davranışlar hem tanı hem de cezai ehliyet açısından oldukça sıkıntılı tablolardır. Türk Ceza Kanunu’da uykuya ait bozukluklar sırasında işlenen suçlarla ilgili henüz bir madde bulunmamaktadır. Dolayısıyla özellikle nöroloji ve psikiyatri hasta pratiğinde gerek tanı koymada, gerekse reçete edilen ilaçların izlenmesinde son derece dikkatli olmak gerekmektedir. Tanı konulan hastalarda tedavinin ivedilikle başlanması hastanın kendisine ya da bir başkasına zarar vermesini engelleyecektir.

Post comment

*